KANAL ON6 BİLGİLER
WHATSAPP İHBAR HATTI
Yazı Detayı
23 Şubat 2020 - Pazar 21:11 Bu yazı 31645 kez okundu
 
KENDİMİZ ETTİK, KENDİMİZ BULDUK
Aykut GÜL
[email protected]
 
 

2000’li yılların başı.

 

Türkiye’de az, orta ve yüksek gelirli aileler vardı.

 

Az gelirli olanlar genellikle işçi ve emekçi kısmı, işçiden bir miktar fazla maaşla orta gelirli olanlar memur, yüksek gelirli olanlarda zengin iş adamı tayfasıydı.

 

Asgari ücret ve memur maaşları bir hayli düşüktü. Ülke ekonomisi zor durumdaydı. Fakat insanlar aç değildi.

 

Çünkü o yıllarda toprakla bütünleşmiş, elleri nasırlı, ağaçlara aşık analarımız, babalarımız, dedelerimiz, ninelerimiz yaşıyordu.

 

Süte, yoğurda, peynire para verilmezdi. Köyden gelirdi. Domates, biber, patlıcan manavlardan çok fazla alınmazdı. Yaz günü toplanıp, kış için kurutulurdu. Balkonlarda asılı dururdu kurutulmuş sebzeler.

 

Çerezciden gidip her gün çerez alınamazdı. Bademler, cevizler türlü türlü yemişler hazırlanırdı köylerimizde. Her eve çuval çuval götürürdü gelinler, kardeşler…

 

Eskiden tatil beldeleri önemsizdi. En güzel tatili büyüdüğü, çocukluğunu bıraktığı köylerinde yapardı insanlarımız. İtalya Torino, Roma, Paris falan hepsi hikayeydi. Tatilin tadı en güzel köyde çıkardı. Bir yandan da kış için erzaklar alınırdı toprak anadan….

 

 

                                                                                         ***

 

Çok değil, aradan 5 yıl kadar bir süre geçti. Sene oldu 2005…

 

Nur yüzlü babalarımız, analarımız, dedelerimiz ve ninelerimiz vefat etti. Şehirde yaşayan evlatlar köylere gitmeye gerek duymadı.

 

Kim yapacaktı o kadar işi?

 

Yeni nesil gelinler dokunabilir miydi ineğin memesine? Tezek kokmak ister miydi genç delikanlılar? Uğraşmaya ne gerek vardı?

 

Kadın erkek çalışıyorlardı zaten. Basarlardı parayı alırlardı herşeyi bakkaldan.

 

Öyle yaptılar. Köylerimiz çürümeye terk edildi. O eski insanların elleri nasırlaşana kadar ekip biçtiği ne varsa kurudu gitti.

 

Uzun bir süredir tarladan beslenen anadolu insanı şehir esnaflarına yöneldi. Esnaflar iyi kazanmaya başladı. Bu kez ekonomik bir döngü oluştu. Alışverişler çoğaldı. Para akışı hızlandı.

 

Herşey güllük gülistanlıktı. Vatandaşta esnafta mutluydu. Herkes birbirinden alışveriş yaptıktan sonra ne sorun olabilirdi ki?

 

 

                                                                                    ***

 

Aradan bir 5 yıl daha geçti. Takvimler 2010 yılını gösteriyordu.

 

Her mahallede kasap, manav, bakkal, fırın ve şarküteriler oluşmuştu. İşini tutturanlar ikinci üçüncü dükkanını açmıştı…

 

Derken…

 

Şak! diye süpermarketler türedi. “Bir alana bir bedava”, “Eskiyi getir,yeniyi götür”, “100 liralık alışveriş yapana Tursil beleş” kampanyaları kulaktan kulağa yayıldı.

 

Birbirinden alışveriş yaparak ekonomik güçlerini ellerinde tutan insanlarımız o marketlere yöneldi. Marketin içinde manavı, kasabı, fırını, kırtasiyesi ne ararsan vardı. Teker teker gezip alışveriş yapmaktansa bir yere girip çıkmak daha mantıklıydı.

 

Öyle bir dönem geçirdi ki bu ülke;

 

Vatandaşlar bakkal , manav küsmesin diye süpermarket poşetini gizleyerek evlerine girer oldu.

 

 

                                                                                 ***

 

Yıl oldu 2015…

 

Süper ve hipermarketler devasa paralar kazandı. Ama yine de gözleri doymak bilmedi.

 

Yöneticiler baktılar ki insanların belli bir bölümü arabası olmadığından marketlere gelemiyor, yine esnaftan alıyor alacağını.

 

“O halde biz de her mahalleye girelim” dediler.

 

2017’de sektörün lideri olan BİM sadece İstanbul’da 1306 noktada şube açtı. Yani neredeyse İstanbul’un 789 olan mahalle sayısının iki katı kadar.

 

Yıl sonu itibariyle BİM 24 milyar 779 TL ciro yaptı, çalışan sayısını 44.993 kişiye çıkarttı.

 

Yine aynı yıl, İstanbul’da 225 şubesi bulunan, sektörün büyüklerinden CarrefourSA, Türkiye’nin 55 şehrinde 33’ü hiper, 372’si süper, 196’sı mini ve 24’ü de gurme olmak üzere toplam 625 şube ve 516 bin metrekare satış alanı ile 4,6 milyar lira ciro yaptı.

 

Bunlar resmi veriler. Sadece İstanbul için… 2017 yılına ait veriler… Biz 2020 yılındayız.

 

Türkiye geneline yayılan şimdiki durumlarıyla çarpıp siz hesaplayın cirolarını. Benim o kadar matematiğim yok.

 

Bu orantısız güce sürekli güç katıldı. Süpermarketlerin gıda üretim ve tüketim döngüsündeki bu gücü sayesinde gıda ve içecek sektöründeki üreticiler ve büyük markalar süpermarket sektörüne girdi. Sonra her üretici firma kendi marketler zincirini açmaya başladı.

 

Hemen bir örnek;

 

Türkiye’nin en büyük gıda üreticilerinden, Ülker markası da dahil birçok gıda firmasının ve toptancılık yapan firmanın sahibi Yıldız Holding,  aynı zamanda en büyük zincir marketlerden biri olan ŞOK’un sahibi mesela…

 

Benzer bir şekilde Efes Pilsen markasının sahibi Anadolu Grubu aynı zamanda Migros’un da sahibi…

 

İşte bu tür firmaların mahallemize kadar girmesiyle esnafımız da kepengini indirdi aşağı. Esnaf kazanamadığından para akışı sadece bir yerde toplandı. Varlıklı aileler zenginliklerine zenginlik kattı. Vatandaş dımdızlak kaldı ortada.

 

E bu arada markette veresiye yok tabi. Ona da çözüm buldu insanlarımız. Kredi kartı…

 

Aldıkça aldı. Sonra ödeyemedi.

 

Bankaya, Bakkal İzzet’e dediği gibi “ Ya hu bu ay sıkışığım idare et bizi komşu” da diyemedi. Sonra gelsin hacizler, gitsin avukatlar…

 

 

                                                                                        ***

 

Vel hasılı kelam…

 

Dönüp baktığımızda geriye, ne yaptıysak kendimize yapmışız. Önce baltayı alıp ağaçlarımızı kesmişiz sonra da bıçağı alıp esnafımızı.

 

Neşet Baba’nın dediği gibi;

“Kendimiz ettik,

kendimiz bulduk,

gül gibi sararıp solduk,

eyvah…”

 
Etiketler: KENDİMİZ, ETTİK,, KENDİMİZ, BULDUK,
Yorumlar
Haber Yazılımı
Kişisel verilerinizin işlendiğini ve saklandığını 6698 sayılı KVKK Md.10 aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafınıza bildirmek isteriz.